SADECE İSTANBUL

Kendimi sunuyorum sana, n’olu et kabul

Hiçbir zevkte yoktur ıstırabın, İstanbul!

 

Yahya Kemal’i yorar Üsküdar’ın yokuşu

Ayazma’ya imrenir haşmetli Anka Kuşu

Hicaza müteveccih smokinli Haydarpaşa

Babüssaade çınlar: Padişahım çok yaşa!

Karacaahmet sessiz, lâl olmuş camit madde

Ölüm yoktan başlayıp varlığa giden cadde

Merdivenler yükselir ölüler diyarından

Pierre Loti’ye çıkan haber veren yarından

Akşam haberlerinde asi ve hırçın Taksim

İstiklal yetmiş iki milletten olan taksim

Yeşili esir almış mavi gözlü gardiyan

Adalarda faytonla gezen dudaklar üryan

Fistan giymiş Emirgan nakışları laleli

Maşuka vasıl olmuş Aşığın titreyen eli

 

Peygamberin Müjdesi Belde-i Tayyibe’sin

Medet, medet sultanım vuslata vesilesin

 

Eyüp’süz bir İstanbul kalbi sökülmüş ceset

Günaha batmış bir kul, baştan sona necaset

Fatih kara çarşaflı, Moda mini etekli

Şu sokak çocuğu mu, o hayattan emekli

Fatih’i hatırlayıp ağlıyor Ayasofya

Ona eşlik ediyor Batum, Musul ve Sofya

Kostantinapolisten uzanan su kemeri

Sakalık yapan merkep, pek bir eski semeri

Kız Kulesi, uzaktan sevdiğim kadın!

Sevdikçe yaşayacak yüreğimde hep adın

Ölüm soğukluğunda Dolmabahçe Sarayı

Sence unutulur mu Çırağan’da balayı?

Beylerbeyi tahtında bağdaş kuran Aziz Han

Sağında yelesini okşadığı bir aslan

 

Bir dilber edasıyla salınır Dersaadet

Ten kokan mendilinle kölen bulur saadet

 

Topkapı’ya yanaşır yedi çifteli kayık

Öyle bir saltanat ki ancak sultana layık

Tüm insanlığa hizmet olduğu zaman niyet

İlerlemişti sende kültür ve medeniyet

Bir yangın çığlığında çırpınır Bab-ı Âli

“Kıyamet-i Suğra”da sallanan arz misali

Fuzuli’nin bir beyti Mecnun’u utandırır

Fatih’in gemileri Ferhat’ı kıskandırır

Sahaflar çarşısına götürür iki hamal

Osmanlı muallimi ilimde buldu kemal

İsli mürekkep, kalem aşkına yazarken “Nûn”

Boğazda tesbih eder yunusları “Zünnun”un

Dinle, duyuyor musun hoş bir sada Itri’den?

Hele sor şu kubbeye anlatsın mimariden

 

Aşk İstanbullu ona yoldaş bela ve çile

Ondan gelir bu rütbe, çabalamak nafile

 

Boğaza hayran kalan “faziletli” bir şair

Yazmış bilmem kaç beyit kaside suya dair

Nelere şahit oldu sadaka taşı horhor

Zengine kin beslenmez, fakir görülmezdi hor

Enderun Osmanlı’nın saray akademisi

Tahsil gören gençlerin padişahtı hamisi

Nakşilerin tariki Hazret-i Ebu Bekir

Kadiriler cezbede, virdleri cehri zikir

Manevi ricalinden Azi Mahmud Hüdai

Kapında bir ben değil tüm Üsküdar fedai

Direniyor ölüme tarihi ahşap konak

Her gece üstüne nur yağıyor sağnak sağnak

Ya şu asırlık koca çınara ne demeli

Bulutlarla dost iken şimdi bükülmüş beli

 

Arada ince perde, Cennet’e son basamak

Hayatta ve mematta İstanbul’u yaşamak

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s