EĞİTİMDE SEVGİNİN ÖNEMİ

(Bu konferans Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi’nde okurken Özel Öğretim Yöntemleri dersinde sınıf arkadaşlarıma verilmiştir.)

13561785_1760080654212776_1571809991_n

Mevlana der ki:

“Kendini sevdirmeden, dersini sevdirmeden öğrencisine bir şeyler vermek isteyen kişinin hali, soğuk demiri dövmeye çalışan demirciye benzer. Ona şekil veremez. Belki eğip bükebilir ama istediği şekli almaz. Hatta biraz daha yüklenecek olsa onu kırar, hepten heder eder.”

İşte demiri eritecek olan şey körükteki ateş, yani sevgidir arkadaşlar.

Ben sevgi nedir demeden önce kendi fotoğrafımızı çekmek, durumumuzu analiz etmek istiyorum. Bunun için öncelikle sormak istediğim soru şu: “Biz kimi (ya da neyi) niçin severiz?”

Efendim, Japon düşünür Masumi Toyotome adında bir zat bir gün kendi kendine şöyle demiş: “Bu insanlar birbirlerini seviyorlar mı yoksa sevdiklerini mi sanıyorlar? Sevdikleri zaman nasıl seviyorlar?” Sonrasında ise düşünmüş taşınmış ve “İnsanlar daha ne yaptıklarının farkında değiller. Ben bir kolaylık sağlayıp onlara insanlık adına bu bilinci kazandırayım.” demiş ve sevgini 3 türü olduğunu ileri sürmüş.

1- EĞER TÜRÜ SEVGİ: Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek olan sevgidir. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşısında bir şey kazanmaktır. En çok görülen sevgi bu türdür. Örneğin;

“Biz hocalarımızı severiz EĞER bizi dersten geçirirlerse,

Hocalarımız bizi sever EĞER dersimize dinlersek.” gibi.

2- ÇÜNKÜ TÜRÜ SEVGİ: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır.

Sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir; egomuzu okşar. Bu tür sevgi olduğumuz gibi sevilmektir. İnsan daha çok kişi tarafından sevilip hayranlarının artmasını ister. Victor Hugo’nun dediği gibi yaşamda en büyük mutluluk sevildiğini bilmekten gelir.Ancak sevilecek niteliklere onlardan daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman sevenlerin artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeği kıskanır, sınıfın en güzel kızı yeni gelen kıza içerler…

Buradaki korku ve endişenin iki kaynağı vardır:

1- Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu

2- Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesi

Örnek:

“Ben arkadaşımı severim ÇÜNKÜ çok cömert.”

“Sen sevgilini seversin ÇÜNKÜ çok güzel.”

O bilmem kimi sever ÇÜNKÜ iyiliksever.”

3- RAĞMEN TÜRÜ SEVGİ: Bu tür sevgide insan bir şey olduğu için değil bir şey olmamasına rağmen sevilir. Bugün yaşamımızı sürdürebilmemizin bir nedeni rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamamız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağımıza inanmamızdır.

“Ben kendimi seviyorum, fazla kilolarıma RAĞMEN.”

“Siz beni seviyorsunuz, gördüğünüz eksikliklere RAĞMEN.”

“Hocam beni seviyor, tüm olumsuzluklara RAĞMEN.” (Umarım öyledir 🙂 )

Bu nedenledir ki peygamberlerin sevgisi en yüce olanıdır.

  • Çünkü onlar karşılıksız severler.
  • Çünkü biz kendimizi normal zamanlarda bile düşünmezken onlar bizi en zor zamanlarda bile düşünür.
  • Çünkü biz onları bize yol gösterdiği için severken (çünkü türü sevgi) onlar bizi günah ve hatalarımıza RAĞMEN severler.

Bundan dolayıdır ki en büyük muallim onlar sayılmıştır.

Bundan dolayıdır ki en iyi insanları onlar yetiştirmiştir.

Bundan dolayıdır ki dünyaya sevgi onlar sayesinde yayılmıştır.

Hıncal Uluç –kendisini sevmemekle birlikte- bu konuda işe yarar türden bir laf etmiş. Uluç, iki tür sevgi olduğunu söylüyor:

1- Sizi sizin için sevenler

2-Sizi kendi için sevenler

Sevgi konusunda Yılmaz Erdoğan’ın “Bana bir şeyhler oluyor” adlı oyunu  izlemenizi salık veririm.

bana-bir-seyhler-oluyor-3486

Arkadaşlar, Allah kuluna zulmetmezken kul kula zulmediyor. Hem de sevgi adına. Kendi kızımı seviyorum diyerekten damadının belini büküyor. Öğrencim öğrensin diye ödev üstüne ödev veriyor. Böyle sevgi mi olur ya? Hani bir söz vardır, ayı yavrusunu severken öldürür diye. İşte bu da aynen onun gibi. Biz buna kısaca “sevgi boğulması” diyoruz.

Bu tür kişilere bakın aslında iyi niyetli olduklarını göreceksiniz. İyilik yapıyorum sanırlar ama yarardan çok zarar verirler. Yani sadece iyi niyet çoğu zaman yeterli olmuyor.

Yine biz Türklerin belirgin özelliklerinden biri de küfrederken övmek, taşkınlık yaparak sevmek ve sevinmek.

Adam akademisyen hocasının bilgisini, “Vay be, şerefsizin oğlu biliyor abi!” diyerek övüyor.

Sınıf arkadaşları dersleri anlamadığında “öküz” oluyor; yüksek puan aldığında ise “inek”liğe terfi ediyor.

Bunun istisnası durumları yok mu, var. Mesela Anadolu’da bazı köylerde sitem babında kullanılan cümleler vardır. “Nerelerdesin? Ya kahpe herif ya, insan bi arayıp sorar.”

Bu adam dikkat edin sözlerinde samimidir. Hakaret etmek aklının ucundan geçmemiştir. Aradaki fark sen arkadaşına türlü sıfatları yakıştırırken karşındaki kişinin söylediklerini bilerek ve isteyerek kullandığının farkında olmasıdır.

Maalesef hacmi ceviz kabuğunu utandıran sebeplerl birbirimizi ısrarla sevmemeyi fevkalade başarabiliyoruz. Bağcıyı dövmeyi kendimize şiar edindiğimizden dananın altını aramayı bile gerek görmüyoruz.

Bir de bugünlerde yaygın olarak kullanılmaya başlanılan batıdan ithal ettiğimiz yeni bir adet var. Lanet olsun, kahretsin benzeri sözcükler. Hatta şu sıralar Kurtlar Vadisi’ni izleyenlerin ağzına sakız olan “Lanet olsun içimdeki insan sevgisine” cümlesi var.

Arkadaşlar, bu tür cümleler bizde var mıydı?Biz sinirlenince küfür mü ederdik? Adam en samimi dostuna kızınca “Hay ananı avradını…” diye başlayıp demediğini bırakmıyor.  Öteki de altta kalmamak için “Ben senin sülaleni…” diye karşılık veriyor. Yahu bu adamlar birbirine misafir olarak gitseler küfrettikleri o “analar, avratlar” kendilerine misafirperverlikte kusur etmezler. İkram ve hürmet gösterirler. Böyle insanlara sövmek ne kadar yakışık alır? Aynı zamanda kendi anasına avradına boşuna küfretmiş gibi olmazlar mı?

Bakınız daima övündüğümüz şanlı ceddimiz ne yapardı:

  • Hoca talebesine sinirlendiği zaman “Hay mübarek” diye hitap ederdi.
  • Kaynana gelinine kızdığı zaman “Ocağı batmayasıca” diyerek azarlardı.
  • Birisi bir işi başaramadığında veya zorlandığında “Hasbünallah” derdi.
  • Tarlasına çifte koştuğu öküzü söz dinlemeyince bir “Lâ havle” çekerdi.

Gördüğünüz gibi atalarımız kızınca bile dua ederek mukabelede bulunurlar, ağızlarından kötü söz çıkmazdı.

Şimdi sen öğrenciye geri zekalı dersen, öküz dersen, sen de öküz başından öteye gidemezsin.

Sen her farklılığı husumet sebebi yaparsan e batarsın tabi. Birbirimizi yemekten adım atamıyoruz ki.

Ben ve diğerleri…

Ben bir gerisi bir…

Ben benim sen sensin…

Ben bucuyum o şucu…

Bu tür sözcükleri kullandıkça kaliteli eğitimi (!) daha çook veririz.

Bu tür cümleler yerine şunları benimsemedikçe bir yere varamayız.

Ben yokum biz varız… Hepimiz varız… Birlikte varız…

Eğitimcilerden çoğu zaman duyduğumuz bir şey var. Şöyle derler:

“Yaptığımız şeyi eğitim-öğretim diye adlandırırız. Öğretim, eğitimin sonrasında gelir. Yani önce eğitim sonra öğretim. Biri somuttur diğeri soyut.”

İşte şu anda bizim yapmakta olduğumuz şeyin adı öğretim, eğitim değil. Peki biz eğitim dersinde değil miyiz? Dolayısıyla yaptığımız işler eğitim değil midir?Hayır değildir. Hocaların tüm uğraşları eğitim derslerinde öğrencilere “eğitimi öğretmeye” çalışmaktan ibaret. Bu sadece eğitim derslerine mahsus olan bir şey değil, diğer derslerde de böyle.

Maddiyatçılık günümüzde maalesef iç dünyamızdan sosyal hayatımıza, inançlarımızdan damarlarımızdaki asil kana kadar sirayet eder hale geldi. Bunu önlemenin yegane çaresi eğitimi yeniden canlandırmaktan geçiyor. Bu vazife, kendini eğitimci olarak gören herkesi ilgilendirmektedir. Eğitim en kutsal davamız haline gelmeden eğitim verdiğimizi savunmak abesle iştigalden öteye gitmeyecektir.

Peki bunca anlatılandan sonra biz öğretmenlerin asıl vazifesi nedir o zaman? Bu eğitimi gerçekleştirmenin yolu nereden geçer? Acaba can damarı nerededir? Cevabı Yunus Emre’den dinleyelim:

“Ben gelmedim davi için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim.”

Hepimizin iyi bir inşaat ustası olması dileğiyle…

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Reklamlar

EĞİTİMDE SEVGİNİN ÖNEMİ” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s