Syria

KÜRT BİR ÇOCUĞUN KIYMET-İ HARBİYESİ

Aylan Kurdî… Ah be çocuk, n’aptın bize böyle? Kapitalist sistemin taşlaştırdığı yüreğimizi bile çatlattın her bir köşesinden. Dalgalar sahilde minik bedenini şefkatle okşarken sen hantal vücudumuzun kalıplaşan yağlarını erittin acımasızca. Bazıları öldü dedi senin için lakin hakikatte ölen bizlerdik. Bazısı ise boğuldu dedi ama ben onlara da inanmadım hiç. Melekler boğulur mu be çocuk?

aylan-bebek

Yere dönük olan ıslak bedenin ve masum yüzüne inat ellerin semaya yönelikti. Sanki dua ediyordun. Ya Rabbi, diyordun lisan-ı halinle. Ey merhametlilerin en merhametlisi, diye yalvarıyordun Alemlerin Rabbi’ne. “Senden gayrı sığınacak kapım yok. Senden başka öcümü alacak mercî yok. Bana bu zulmü reva görenleri ancak sana şikayet ediyorum. Beni anamın sıcak kucağından denizin azgın ve soğuk sularına atılmama kimler sebep olduysa hepsini sana havale ediyorum ya Rabbi!”

Sonra tehditkar bir edayla soruyordun bize: “Neden? Benim ölmemi neden istediniz ey insanlık? Minik cesedim size ne kazandırdı ey acımazsız dünya? Ya siz ey müslümanlar! Neden bana fazla gördüğünüz üç yıllık dünya hayatını?”

Cevabını veremediğimiz ve korkarım ahirette de veremeyeceğimiz bu soruların karşısında daha ilk rauntta rakibinin aparkatıyla nakavt olmuş boksör gibi olduğumuz yere yığılıp kaldık. Gerçi sorularına bile gerek yoktu ya! Geride bıraktığın manzara iç dünyamızı karıştırmaya, kendimizle yüzleştirmeye yetmişti. Ve sen bir defa boğulurken biz o soru girdabında defalarca ve defalarca boğulduk. Tekrar tekrar. Yeniden ve yeniden.

Kafamda seninle kendi aramızda yaptığım karşılaştırmalar kafamı karıştırıyor, kaşındırıyordu. Dünya, İngiliz kraliyet ailesinin yeni doğan ferdi için ayağa kalkarken senin ölümün bile kesilen üç-beş ağaç kadar sahile vuran balinalar kadar değer görmüyordu. “Beyaz insanlar” ın çocuklarının kendi ülkelerinde kendi malikanelerinde kendi ebeveynlerinin yanında başka insanlar üzerinden kazanılan para ile başka insanların alamadığı başka başka yiyecekleri ağzına tıka basa doldurmaktan oluşan öksürüğü duyarlı (!) medya aracılığı ile tüm dünyanın acıma duygusunu harekete geçirirken senin gibi “siyah insanlar”ın çocuklarının başka ülkelerin başka denizlerinde başka ülkelere gitmek üzere çıktığı sonu belirsiz yolculukta talihi gibi batan bottan düşüp boğazına kaçan deniz sularının sebep olduğu çaresiz ağlayışı üç maymunu bile hisse duyarlı bir varlık haline dönüştürürken dünya sana karşı en ufak bir şey hissederiz diye altıncı hissini dahi kapatmıştı.

Belki de senin yaşadığın dramdan ve bize yaşattığın travmadan daha trajik olaylar yaşanmıştır veya yaşanıyordur. Lakin sen bu filmin en acıklı karesi oldun. Gözlerimiz senin görüntünü beynimize ulaştırdı ya bir kere, artık yumsak da gözümüzü o iç burkan manzara hafızamızdan silinmez, yüreğimizden gitmez oldu.

Eh be masum yavru, sen gittikten sonra gönül dünyam değişti. Artık eski hamamlar da eski taslar da sadece şarkılarda kaldı. Bundan sonra ise sen “Bir Kürt çocuk vardı…” diye başlayıp devamını getiremeyeceğimiz yarım kalan bir şarkı olacaksın.

(06.09.2015, Pazar, 21:53)

KÜRT BİR ÇOCUĞUN KIYMET-İ HARBİYESİ” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s