BİR ÖĞRETMENİN MÜZMİN HASTALIĞI

(Bu yazı milenyum çocuklarının sebep olduğu dini kaynaklı bir hastalığın teşhis ve tedavi sürecini anlatır. Yazıdaki kişi ve kurumlar ise hayal ürünü değil tamamen gerçektir.)

 Yine sol kulağım çınladı.Galiba birileri hakkımda hoşa gitmeyecek laflar etti. Alışığım böyle durumlara lakin bu seferki epey şiddetli oldu. Büyük ihtimalle mezun olan öğrencilerimden biri kendine sorulan basit dini bir soruyu bilemedi ve bu yüzden “Bu yaşa kadar sana hiç mi öğretmediler? Seni okutan öğretmen bostan korkuluğu muydu?” gibisinden sözlerle çekiç, örs ve üzengi kemiklerimi titretti. Belki bundan daha kötülerini söylemiştir ama ben hüsn-ü zan besleyerek kişinin o kadar ileriye gitmediğini farz ediyorum. 

Ben bir ortaokulda öğretmenim. Branşım Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi. Hani öğrencilerin “Dinci” dedikleri öğretmen. Haftada iki ders boyunca öğrencilere “vaaz” edip uyku moduna geçmelerine yardımcı olurum. Bu sebeple benden sonra dersi olan öğretmen arkadaşlar uyuklama halindeki sınıfta disiplin problemi yaşamadıkları için bana müteşekkirler.

İnsan önce aile terbiyesi alır sonra biz okulda devlet terbiyesi veririz. Dolayısıyla aile binanın temeli, okul duvarıdır. Temeli olmayan çocuğa duvar örmek gibi garabet ahvalimiz var ve bu durumun günah keçisi duvar ustaları oluyor. Çuvaldızı başkasına batırdığım doğru ancak kendi vücudumdaki sayısız iğne izleri de bir o kadar gerçek. Haftada iki saat -kırkar dakikadan seksen dakika- dersine girdiğim öğrenciye neyi,  ne kadar,  nasıl verebilirim? Vermiyor değilim, az da olsa elbette öğrenciyi işliyorum. Ancak iki saatin -daha doğrusu 80 dakikanın- haricinde haftanın 166 saati öğrenci benimle değil ki. Bir sonraki derse kadar araba duvara toslamış, kaporta yamulmuş halde geliyor. İdealist öğretmen son model arabayı modifiye etmeyi hayal ederken eline çekiç alıp kaportayı düzeltmekle uğraşıyor. Biraz düzeldi; macun çekelim, boya yapalım derken haftaya aynı macera sil baştan kendini tekrarlıyor. Tesla’nın CEO’su Elon Musk‘a patlayan ampulleri taktırarak yapılan şeye ne kadar işkence denirse bunda da o nispette cürüm işleniyor.

Nasıl da çınlıyor mübarek. Kulağımı kapatsam da fayda etmiyor. KBB doktoruna gitsem bu çınlamayı kesecek bir damla verir mi ki? Haşere kovucu veya jammer işe yarar mı acaba? Belki de kulağımı kesip atmalıyım,  kimbilir? 

Aile… Temel eğitim müessesesi… Fıtrat üzere dünyaya gelen insanın dini eğilimlerine yön veren büyük güç… Hal böyleyken kör düğümün başladığı, çözümün aranacağı yegane yer de aile. Gerçekten öyle mi? Aile tabi ki pek mühim fakat ikinci bir yol daha var menzile giden. Aileden de öteye geçebilen bir yapı. Cevabı hemen demeyeceğim size. Biraz sabır.

Önce şu tabloya bakıp ne düşündüğünüzü söyler misiniz?

namaz-rekatleri
5 vakit namazın rekatlerini gösteren tablo

Hatta işi biraz abartıp şunlara da göz atalım.

namazlarin-kilinislari
Namazlarda okunacak duaları gösteren liste

Derste öğrencilere bu tabloları gösterip anlattıktan sonra yazılıda çıkacağını  söylediğimizde emin olun gözleri fal taşı gibi açılıyor. Periyodik cetveli ya da logaritma cetvelini ezberlemek zorundalarmış gibi tepki veriyorlar. Haksız da sayılmazlar hani. Hayatında abdest almayı öğrenmemiş, hiç namaz kılmamış, hatta müslümanlığın kapısı sayılan kelime-i şehadeti bile söyleyemeyen çocuktan başka ne bekleyebiliriz ki? Sebebi belli. Seccade yerine çilingir sofrası serilen, namaz için değil tarladaki iş için kaldırılan, dua yerine küfür etmek öğretilen bir ailede yetişen zavallı çocuklar anne-baba kurbanı oluyorlar.

Peki namaz konusunu işlemeyelim mi? Zor geliyor diye konuyu mu atlayalım? Elbette ki hayır. O halde ne yapalım? Ezberletmek yerine namaz kılmalarını sağlayalım. Sağına soluna bakarak abdest alan, yanındakinin yaptığı gibi yaparak namaz kılan bir öğrenci bir zaman sonra bu tabloları ezberleme ihtiyacı hissetmeyecektir çünkü zaten öğrenmiş olacaktır.

Zaman gözetmeksizin gelen çınlama insanı dumura uğratıyor. Beklenmedik bir anda sol yandan gelen kroşe misali afallatıyor vicdansız. En azından zamanı belli olsa kendini psikolojik olarak hazırlarsın. Böyle olmadığı için çınlama ile geçirdiğin işkenceli saatlerin dışında da her an saldırıya maruz kalma tehlikesiyle otlanan ceylan gibi ürkek yaşıyorsunuz. 

Aile dışında aile gibi kenetlenmeyi becerebilen, başarabilen bir yapı bizim işimizi görecek diğer vasıtadır. Sadece derste değil hayatın her alanında, her zaman diliminde radarın görüş alanına giren öğrenciyi yetiştirmek ancak mümkün olur. Başka türlüsü kağıt üzerinde, yapıldı densin diye, gösteriş amaçlı hayata geçmeyen bir proje olarak kalmaya mahkumdur. Bu dediğimiz de yatılı olarak verilecek eğitimden başkası olamaz. Neden bu tür eğitim, maddeler halinde aktaralım.

  • Bu şekilde yapılacak eğitim, birkaç satır önce de değindiğimiz gibi, öğrencinin her anını gözetleme imkanı verir. Bu gözetleme ajanlık veya paparazzilik tarzı açığını yakalama,  ifşa etme amaçlı değil eksiğini giderme, başarısını görüp takdir etme odaklıdır.
  • Birinci yol olarak gösterdiğimiz aileyi eğitmek zor ve uzun bir süreçtir. Halbuki çocuğa şekil vermek öyle değildir. Çocuğun gönlünü kazandığınızda dolaylı yoldan aileyi de etkileyecek, açık öğretim okuyanlar gibi derse girmeden onları da eğiteceksiniz. Kendilerine söylendiğinde direnç gösterebilecekken çocuklarından duymaları daha etkili bir adım olacaktır.
  • Aynı amaç teknesinde yoğurulmak, aynı gönül kazanında pişmek, çocukların hedeflerine birlikte kenetlenmelerine fırsat verir.
  • Avını kollayan sırtlan sürülerinin, üstünde daireler çizen akbabaların, zehrini akıtacak çatal dillilerin, kısaca harici tüm meşgale ve etkenlerin olumsuzluklarından korunmuş olurlar.

LGS, KPSS, YGS gibi dünyevi sınavlar için bile öğrenciler yığınla test kitabı ve özel dersler alırken, o da yetmedi kamplara girerken uhrevi meseleler bundan daha mı değersizdir ki dediğimiz yöntem geçersiz sayılsın. Böyle inanmak  pozitivist, rasyonalist ve bilumum akıl, mantık ve bilime tapanların dahi “amentüsü”ne tezat bir durum teşkil eder.

Sağ kulağımın çınlayacağı zamanı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğitimin bir süreç olduğunu öğrendiğimden ve bu tür eğitim veren kurumların varlığından haberdar olduğumdan beri ümidimi diri tutuyorum. Öldüğümde sol kulağımı mumyalayıp sağ kulağımı çürümeye bıraksalar bile o çınlamayı hissedeceğimi artık biliyorum. 

 

Reklamlar

BİR ÖĞRETMENİN MÜZMİN HASTALIĞI” üzerine 2 yorum

  1. Hocam siz hayatımda gördüğüm ve görebileceğim en iyi öğretmensiniz. Diğer
    Öğretmenlere nazaran sadece İslamı değil, ahlakı ve insanlığı da öğretiyorsunuz. Belki de siz karşıma çıkıp öğretmenim olmasaydınız, hep bir eksiklik hissedecektim. En az Aamir Khan’ın Her Çocuk Özeldir filmindeki gibi bir öğretmensiniz. Elinizden geleni yaptınız, bırakın da artık gerisini öğrencilerinize kalsın.

    Dünya’nın en iyi öğretmenine…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s