BUR(S)A

Burası Bursa. Doğa ve tarihin mezcolduğu bir yer; yani zamanın ve mekanın. Ancak mekanın durağanlığına inat zamanın hareketliliğinde akan bir şehir. Belki de insanın bazen şöyle bir durup sükûnete ermesine bazen de bünyesindeki potansiyel enerjisini sarf etmesine imkan sağlaması, şehrin bu özellikleriyle ilgili olsa gerek. Başka bir deyişle Bursa’ya tarihi ve tabii güzellikler şehri de diyebiliriz. Tabiat, Allah vergisidir; tarih ise insan mahsulü. Fıtrat üzere yaratılan insanın eserlerinin de fıtrata ve tabiata uygun olması Bursa’yı doğa ile bütünleşen bir şehir yapıyor.

Mesela balıkçı köyü olan Gölyazı’ya gidiniz. Küçük bir balıkçı teknesi kiralayıp Uluabat Gölü’nde yavaşça ilerleyin. Sakin suların serinliğini ve insanı dinginleştiren rayihasını hissedin. Sazlıkların arasından kuşların eskortluğunda geçip nilüfer çiçeklerine ulaşmanın mutluluğunu yaşayın. Akşama yakın Zambak Tepe’ye çıkıp sabaha görüşmek üzere güneşi uğurlayın. Fotoğrafçıysanız bu harika manzarayı objektifinizle ya da “drone”unuzla kalıcı hale getirin. Getirin ama gözünüzü de bu seyre doyum olmayan temaşa zevkinden mahrum bırakmayın.

Tüm bu kevnî ayetleri okuduktan sonra Evliya Çelebi’nin deyişiyle Bursa’nın Ayasofya’sı olan Ulu Cami‘ye girip kavlî ayetlere göz atın. Bilmem kaç ayet, şu kadar Hadis-i Şerif ve esmasıyla Beyazıt Han yadigarı bu cami adeta hüsn-ü hat müzesidir. Şimdi camideki sırlı “Vav” harfini bulun ve altında Hicaz makamında okunan ikindi ezanını dinleyin. Bırakın ezanın deruni sedası içinizde yankılansın. Müezzinin son defa Allah’ın birliğini vurgulamasından sonra davetin sahibine el açıp Efendiler Efendisine dua edin. Ardından mihrapta Süleyman Çelebi’nin, minberde Somuncu Baba’nın, müezzin mahfilinde Üftade Hazretleri’nin, cemaatin içinde ise Hızır (as)’ın bulunduğu bir vakit namazı eda etmenin huzurunu yaşayın.

Bu arada aynı zamanda bir su medeniyeti olan Osmanlı’nın caminin ortasına bir şadırvan yaptırmış olması seni şaşırtmasın. Elbet birçok sebeb-i hikmeti vardır lakin su sesinin huzur verdiğini bilmeyen yoktur. E hûşu ile namaz kılmak için Ulu Cami gibi bir yer de az bulunur. Düşünüyorum da, şadırvanı caminin içine yaptırmalarının bir sebebi de hûşû ile huzuru bir araya getirmek istemeleri olabilir mi acaba?

 Şerefü’l-Mekân bi’l-Mekîn” derdi eskiler. Bursa’yı da Bursa yapan insandır bence. Çünkü geçmişi tarihe dönüştüren, berideki caminin harcına ruh, minarenin alemine iman katan, şu ağacı dikerek kökleriyle aslında oraya mührünü vuran, şuradaki türbeyle de sonsuzluğa erişmenin formülünü yazan ve tüm bunları yaparak kendi medeniyetini oluşturan ecdadımız değil midir? Örneğin Cumalıkızık evlerinin taş duvarlarındaki desenle Ulu Cami’nin minberindeki motifleri yapanlar birbirinden farklı kişiler değildir. Çünkü insanı kendine hayran bırakan her iki eser de aynı duygu ve düşünceye sahip aynı medeniyetin insanları tarafından yapılmıştır. Aradaki yegane fark birinin doğallığı diğerinin estetiği seçmiş olmasıdır. Aynı şekilde, Gölyazı’daki asırlık çınarla Uludağ eteklerindeki tarihi çınarı dikenler bir nevi amca çocuklarıdır.

Bursa’da mekanların farklılığı hayatın her alanında kendini gösterir. İbadet ehli kadar ticaret ehli de bundan nasibini alır. Yolu kalmasa da ipeği bulabileceğiniz Koza Han’da hatırı beş asrı bulan bir kahve höpürdetebilirsiniz. Merkezinde yer alan mescidi ile han, misafirlerine sanki bir mesaj verir. Altından ırmaklar akan cennet tasviri, şadırvanın üstündeki bu mescitte namaz kılanlarla hayat bulur. Han esnafı cennet köşklerinde huzura erenlerin adeta dünya şubeleridirler. Kim bilir, hanın içindeki ulu ağaçlar da rengini belki cennetteki peyzajdan alıyordur.

Sanmayın ki bu estetik yaşamla sınırlı. Bunu idrak etmek için Yeşil Türbe‘ye uğramak yeterli olacaktır. Camisinden yüksek olan bu yapı bir medeniyetin zahirde yıkıldığı zannedildiğinde bile aslında dimdik ayakta oluşuna şahitlik eder. Devleti ilk kuranlar tepeden şehri gözetirken, o devletin ikinci bânîsi olan Çelebi Mehmet de ovadan şehri kolaçan eder.

Yeşil Türbe

Kuş olsam kırmızılıkların içinde kendine has rengi ve yapısıyla türbenin beni cezp edeceğinden o kadar eminim ki! Yeşil gözleriyle bakanı esir alan bu güzel, sekizgen yapısıyla cennetin sekiz kapısı olduğunu hatırlatıyor. Böylece kişi ölüm koridorunda gezdiğini zannederken aslında ebedi hayata açılan kapının kendine aralandığını fark ediyor. Elhasıl, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!” diyen şair misali Tophane‘ye çıkıp Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gözüyle Yeşil Bursa’yı seyretmeyen Bursa’yı yaşıyorum diye arz-ı endam etmemeli. Bursa’yı Yahya Kemal gibi memleketinin yerine koymamışsan, Hasan Ali Yücel gibi onu içselleştirmen ne mümkün? Bursa’ya Gümüş Kümbet‘in sahibi -hadi Tarık Buğra‘nın ifadesiyle söyleyelim- Osmancık‘ın vasiyeti, Orhan Gazi‘nin mirası nazarıyla bakmadan ona sevdalıyım demek ise kimin haddine!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s